Klasik ABAP, Object Oriented ABAP ve Design Patterns

Bu yazıda; bana çok sık sorulan bazı soruları cevaplamak adına, SAP projelerinde klasik ABAP yerine Object Oriented yaklaşım kullanmanın faydalarından bahsedeceğim. Bunun yanı sıra, Object Oriented geliştirme yapmak isteyen bir programcının Design Pattern’lardan haberdar olmasının getirdiği avantajları ele alacağım.

Özet

Klasik ABAP ile yapılan geliştirmeler, yeterince esnek ve yeniden kullanılabilir olmamaktadır. Programda bir değişiklik istendiğinde veya programın bir parçasını bir başka noktada kullanmak gerektiğinde; canlı kullanılan kodlara müdahale edileceğinden geliştirme & test süresi uzayabilir ve ortaya hesapta olmayan yeni hatalar çıkabilir.

Object Oriented yaklaşım; geliştirmeleri yekpare yapılar olmaktan çıkarıp, Lego mantığında çok parçalı yapılara çevirmektedir. Bu küçük parçalar; güçlü, esnek, geliştirilebilir, yeniden kullanılabilir ve ikame edilebilir özellikte olmaktadır. Her bir parça; bir kez test edildikten sonra farklı geliştirmelerde tekrar tekrar kullanılabilmektedir. Bu yaklaşımla; geliştirme & test süreleri ve hata oranları azaltılabilir; dolayısıyla geliştirme maliyetleri düşürülebilir.

Design Pattern’lar, kendini zaman içerisinde ispatlamış hazır Object Oriented şemalardır. Bu şemaları tanıyan bir yazılmıcı; bir yazılım ihtiyacıyla karşılaştığında Amerika’yı baştan keşfetmek yerine bu hazır yapıları kullanmayı tercih edebilir. Bu yaklaşımla; Object Oriented kullanmanın avantajları katlanacaktır.

SAP’nin kendisinin de yeni geliştirmelerde Object Oriented yaklaşımı tercih ettiğini hatırlatarak; tüm yazılımcı ve yöneticilere klasik ABAP’tan Object Oriented ABAP’a evrilmeyi ve Design Pattern kullanmayı tavsiye ediyorum.

Klasik ABAP

Klasik ABAP ile yapılan bir geliştirme; büyük ihtimalle SE38 işlem kodunda oluşturulmuş bir program ve birkaç Include’dan ibaret olacaktır. Programlar arası modülarizasyon ise, tipik olarak SE37 fonksiyonları ile sağlanır. SAP’nin eski geliştirmeleri de bu prensiple oluşturulmuştur. Bu haldeki programlar, yekpare plastik oyuncaklara benzetilebilir.

Klasik ABAP ile yazılan bir program, yazılma amacına uygun bir şekilde çalışıp doğru sonuç getiriyor olabilir. Ancak; bu programın esnekliği düşük olacaktır. Bunun getirdiği bazı tipik dezavantajları inceleyelim.

  • Programa yeni özellikler eklemek istediğimizde; muhtemelen test edilmiş ve canlıya alınmış kısımlarına müdahale edip tekrar test etmek zorunda kalacağız.
  • Program içerisindeki bir algoritmayı bir başka programda daha kullanmak gerekirse, yine test edilmiş kodlara müdahale etmeden bunu yapmak zor olacaktır. Include dosyaları, fonksiyonlar ve PERFORM IN komutları; bu konuda yeterli esnekliği sağlamayabilir.
  • Programın algoritmasını entegrasyon senaryolarına dahil etmek veya Fiori / mobil gibi alternatif bir arayüzden kullanıcılara açmak söz konusu olduğunda, klasik ABAP ile oluşturulmuş yapılar yine ek geliştirme + test eforu ve hata potansiyeli getirecektir.
  • Bir program üzerinde aynı anda tek bir ABAP’çı çalışabilmektedir. Bunun yanı sıra; programın özelliklerinden sadece bir kısmını canlıya almak gerektiğinde, ciddi zorluklar gündeme gelebilir.

Bu ve buna benzer faktörler, yazılımcıları Object Oriented ABAP kullanmaya sevk etmektedir.

Object Oriented ABAP

Klasik ABAP ile yapılan geliştirmeyi yekpare bir oyuncağa benzetirsek; Object Oriented ABAP ile yapılan bir geliştirme Lego parçalarıyla oluşturulmuş bir oyuncağa benzeyecektir. Aynı parçayı (sınıfı) bugün belli bir programda belli bir amaçla kullanırken, yarın bir başka programda başka bir amaçla kullanabiliriz.

Elle tutulur bir örnek olması için; stokları listeleyen bir rapor yazdığımızı varsayalım. Klasik ABAP yaklaşımında; SE38’de yeni bir Z’li program oluşturur, bu programda hem veri okuma işini, hem de ALV ile ekranda gösterme işini yaparız. Object Oriented yaklaşımda ise; önce SE24’te stokları döndüren bir sınıf hazırlarız. Akabinde; SE38’deki program, bu sınıfı çağırır ve gelen sonuçları ALV ile ekrana döker. Bu sınıfı; uzun vadede, stok bilgisine ihtiyaç duyduğumuz tüm SAP programlarında, entegrasyonlarda, Fiori uygulamalarında, vs kullanabiliriz.

Object Oriented dünyaya adım attığımızda; karşımıza Class, Abstract Class, Interface, Public, Protected, Private, Static, Instance gibi kavramlar çıkacaktır. Bu kavramları anlayıp geliştirme yapmaya başladığımızda, Object Oriented ABAP’ın avantajlarından faydalanırız. SAP’nin kendisinin de yeni özellikleri büyük ölçüde Object Oriented yapılarda sunması, önemli bir göstergedir.

Teknik avantajlar, literatürde beş temel prensiple çerçevelenmektedir.

Abstraction: Bu prensip çerçevesinde; ana programın Interface’i tanıması yeterlidir, arkasındaki sınıfın tam olarak ne yaptığını bilmesine gerek yoktur. Bunu, televizyonun HDMI girişi gibi düşünebiliriz. HDMI arayüzü, veri akışını bir anlamda soyut hale getirir. Televizyon, HDMI kablosunun diğer ucunda bir DVD oynatıcı, oyun konsolu, dizüstü bilgisayar, vs olduğundan habersizdir. HDMI arayüzüne uyduğu sürece, her cihazla çalışabilir. Abstraction prensibi, bu yaklaşımı programlarımıza da uygulamamıza olanak tanır. Örneğin; 5 farklı BAPI çağıracak bir ABAP programı, ortak bir Interface üzerinden 5 farklı BAPI sınıfıyla çalışabilir. Arkasındaki sınıfın ne yaptığına bakmaksızın, sadece Interface ile muhatap olur.

Composition: Bir sınıf; aynen değişken ve yordam barındırdığı gibi, diğer sınıfları da barındırabilir. Bu prensip sayesinde; mikro servis mantığında sınıflar geliştirip, mevcut bir sınıfa yeni özellik eklemek gerektiğinde ilgili sınıfı dahil etmek gibi esnek yaklaşımlar uygulanabilmektedir. Örneğin; malzeme stoğu döndüren bir sınıf varsa, bu sınıfı hem kullanılabilirlik kontrolü BADI’sine, hem de stok simülasyonu yapan sınıfa dahil edebiliriz.

Inheritence: Bir sınıftan bir başka sınıf türetip, yordamlarını alt sınıfta kısmen değiştirmek mümkündür. Üst sınıftaki değişiklikler, alt sınıfa otomatik yansıyacaktır.

Encapsulation: Bir sınıfın değişken, yordam gibi bileşenlerini Public / Protected / Private diye işaretleyerek; dış dünyada ne kadarının kullanılabileceğini belirleyebiliriz. Bunu aynen; arabanın direksiyonunu sürücüye açarken motorunu saklamaya benzetebiliriz. Bu şekilde; sınıfımıza erişen bir program, işlevlere sadece izin verilen şekilde erişecek ve böylece hata riski azalacaktır.

Polymorphism: Aynı Interface’e sahip sınıflar, birbirinin yerine geçebilir. Örneğin; bir entegrasyon programının arkasında FTP’den veya SOAP servisinden veri okuyabilen birer sınıf olduğunu varsayalım. Ek olarak REST servisinden veri okuma ihtiyacı çıkarsa; aynı Interface’e sahip olan yeni bir sınıf açmamız yeterli olacaktır. Ana programın kodunda herhangi bir değişiklik yapmak gerekmez; zira ana program, söz konusu Interface’ten türemiş tüm sınıfları ister istemez destekleyecektir.

Bu prensiplerin sonucunda ortaya çıkan fonksiyonel avantajlardan bazılarını ifade etmek gerekirse;

  • Test edilmiş ve canlıya aktarılmış kod birimleri, farklı yerlerde tekrar tekrar kullanılabilir
  • Algoritmalar; farklı programlar ve entegre olunan farklı platformlar tarafından yeniden kullanılabilir
  • Programlar; HDMI veya USB mantığıyla, tak-çıkar bileşenlerden oluşan yapılar şeklinde tasarlanabilir
  • Programlar, mevcut kodlara dokunmadan genişletilebilir
  • Programcılar, birbirini kilitlemeden paralel çalışabilir
  • Program bileşenleri, birbirinden bağımsız test edilebilir; hatta birim testler otomatize edilebilir
  • Sınıflarda yapılan merkezi iyileştirmeler, sınıfı kullanan tüm programları olumlu etkiler
  • Geliştirmelerin canlıya kısmi olarak alınması kolaylaşır

Bu fonksiyonel avantajlar; proje yönetimi şu anlama gelmektedir:

  • Geliştirme süresi azalır
  • Test süreleri azalır
  • Hata oranı azalır

Üst yönetim açısından; geliştirme & test süresinin ve hataların azalması, doğrudan doğruya maliyetlerin azalması anlamına gelmektedir.

Ancak; bu avantajları yaşamak için, programların arkasına Class tanımlıyor olmak yeterli değildir. Normalde SE37’de fonksiyon formunda yazacağınız kodu SE24’e geçip Method olarak yazmak, Object Oriented kılığında klasik ABAP geliştirmesi yapmak anlamına gelmektedir. Bu avantajların ortaya çıkması için, Object Oriented bileşenlerin doğru kurgulanması gerekmektedir. Bu da, bizi Design Pattern kavramına götürüyor.

Design Patterns

Object Oriented ABAP ile geliştirme yapmayı Lego’ya benzetirsek; Design Pattern’lar hazır Lego şemaları gibi düşünülebilir. Yeni bir Lego oyuncağı aldığınızda; içinden çıkan şema, parçalarla oluşturabileceğiniz çalışır bir oyuncağı tarif edecektir. Aynı şekilde; Design Pattern’lar, Class, Abstract Class, Interface gibi “parçaları” kullanarak oluşturabileceğiniz yapıları tarif edecektir.

Elle tutulur bir örnek olması için; satın alma taleplerine onay verecek kişileri belirleme ihtiyacıyla karşı karşıya olduğumuzu varsayalım. Elimizde 10 tane kural olsun. Bir sınıf tanımlayıp, bu sınıf içerisine bu 10 kuralı IF / CASE zincirleri şeklinde tanımlamak mümkündür. Ancak; gelecekte 11. kural geldiğinde, test edilip canlıya atılmış bu sınıfa müdahale etmeden bunu uygulayamayız. 11. kuralı canlıya atmadan önce, diğer 10 kuralı da en baştan tekrar test etmek gerekir.

Halbuki; Chain of Responsibility adlı Design Pattern, bize tam olarak bu problemi çözen hazır bir şema önermektedir. Bu şemadan; 10 kuralı 10 ayrı sınıf olarak tanımlayıp, uç uca ekliyoruz. Uygulama çalıştığında; her bir kural sınıfı satın alma belgesini değerlendirecek, onaycıları belirleyebiliyorsa belirleyecek, belirleyemiyorsa belgeyi bir sonraki sınıfa paslayacaktır. Bu yapıda; 11. kural gündeme geldiğinde, o kurala ait sınıfı yazıp zincire eklemek yeterlidir. Test edilmiş ve canlıda çalışan kodlara dokunmamıza gerek kalmayacaktır.

Birkaç örnek Design Pattern ifade etmek gerekirse; MVC, Observer, Data Access Object, Multiton, Decorator, Strategy dile getirilebilir. Bu kavramı ortaya atan ilk kitap, 30 civarı Pattern içermekteydi. Günümüzde ise; Flux gibi daha modern Pattern’lar da türetilmektedir.

Design Pattern’lar, genel anlamda aşağıdaki prensiplere uygun Object Oriented yapılar içermektedir:

  • Single Repository: Her bir sınıf, sadece tek bir sorumluluğa sahip olmalıdır.
  • Open-Closed: Sınıflar; genişletmeye açık, ama modifikasyona kapalı olmalıdır.
  • Liskov Substitution: Programın kodu değiştirilmeden, programın kullandığı sınıflar değiştirilebilmelidir.
  • Interface Segregation: Interface’leri opsiyonel Method’lar ile şişirmek yerine, birkaç Interface oluşturmak yeğlenmelidir.
  • Dependency Inversion: Programlar; doğrudan doğruya sınıflarla değil, Interface’lerle çalışacak şekilde tasarlanmalıdır.

Design Pattern’lar; bizi Anti-Pattern olarak bilinen hatalı yaklaşımlardan da uzak tutar. Tipik Anti-Pattern’lardan bazıları şunlardır:

  • Blob: Büyük bir sınıfın, işlerin tamamını yapmaya çalışmasıdır. İşlevler, mimari bir yaklaşımla alt sınıflara kırılmalıdır.
  • Copy-Paste Programming: Parametrik yordam tanımlamak yerine, kodların kopyala & yapıştır ile çoğaltılmasıdır.
  • Functional Decomposition: Object Oriented dünyada klasik ABAP alışkanlıklarını kullanmaktır. Bu durum, Design Pattern bilgisi olmadan Object Oriented kod yazan ABAP’çıların bir kısmında görülmektedir.
  • Jumble: Çok katmanlı yapılarda, alt – üst katmanların izole edilmeden birbirine erişmesidir. Özellikle Event’ler konusunda tecrübesiz programcılar, bu hataya düşmektedir.
  • Object Orgy: Sınıfın tüm bileşenlerinin Public olarak tanımlanmasıdır. Bu durum, sınıfın yapısını iyi tanımayan kişilerin kafasının karışmasına ve hatalı işlem yapmasına yol açar.
  • Spaghetti Code: Alt yordamlara kırılmadan devam eden uzun kod bloklarına bu isim verilir. Bu şekilde kodlanmış yordamların anlaşılması da, bakımının yapılması da çok zordur.

Yazılım literatüründeki Design Pattern’lar, uzun yıllardır sayısız projede test edilmiş ve zamana karşı kendini ispatlamış şemalardır. Pattern’lerin arkasındaki mantığı kavradıkça, münferit Pattern’leri birleştirerek kullanmak veya kendi Pattern’lerimizi geliştirmek de mümkündür.

Programcı ile yazılım mimarı arasındaki en önemli farklardan biri de budur. Mimar; bir yazılım ihtiyacına baktığında, o ihtiyaca uygun yapıyı sezip mevcut Pattern’lerden biri / birkaçını uygulamaya veya kendi yapısını oluşturmaya isabetli bir şekilde karar verebilecektir. Bu esnada; Anti-Pattern tuzaklarından da kaçınacaktır. Programcı, mimarın kurduğu yapı içerisindeki kodlamayı yapacaktır. Kariyerinde mimari yönde ilerlemek isteyen programcılar için, Design Pattern bilgisi elzemdir.

Design Pattern kullanmak; Object Oriented ABAP kullanmanın avantajlarını katlayacaktır. Daha sağlam, esnek ve en önemlisi genişletilebilir uygulamalar geliştirmeyi mümkün kılmaktadır. Amerika’yı tekrar keşfetmek yerine, zamanın sınavından geçmiş ve kendini ispatlamış doğru yapılar kurgulanır. Bunun sonucunda; geliştirme süreleri, hata oranları ve proje maliyetleri daha da azaltılabilir.

Sonuç

Klasik ABAP yerine Object Oriented ABAP kullanmak; geliştirme sürelerini kısaltacak, hata oranını düşürecek ve maliyetleri azaltacaktır. Design Pattern kullanmak ise, bu avantajları katlayacaktır.

Bu yaklaşımların birbiri üzerine inşa edildiği söylenebilir. ABAP’a ilk kez adım atan biri, yazılım dilini klasik ABAP yaklaşımıyla öğrenecektir. Klasik ABAP’tan bir sonraki adım, Object Oriented ABAP ile geliştirme yapmak olacaktır. Bu konuda tecrübe sahibi olup, mimari anlamda daha esnek ve kuvvetli yapılar ortaya çıkarmak isteyenler ise, bir sonraki aşamada Design Pattern’lara adım atabilir.

SAP’nin kendisinin de yeni geliştirmelerde Object Oriented yaklaşımı tercih ettiğini hatırlatarak; tüm yazılımcı ve yöneticilere klasik ABAP’tan Object Oriented ABAP’a evrilmeyi ve Design Pattern kullanmayı tavsiye ediyorum.

Kendini geliştirmek isteyen ve kaynak arayışında olanlar için, birer SAP Press kitabı önerelim.